"Günaydın Amelia." sıra arkadaşımın arkasına geçmiş onu öldürüyormuş gibi yapan Şeytan'ı göz ardı ederek Eleanor'a gülümsedim ve
"Günaydın Eleanor."
"Eleanoooorr... Nasıl öldüğünü görebiliyorum. Şu esmer boynuna bak. Ellerini boynuna sarıp sıktığını düşünsene Amy! Eminim bu onu çok mutlu edecektir." Şeytan'ın siyah siyah parıldayan gözlerini ona bakmasam da görebiliyordum. İnsanların öldüğünü düşünmekten nasıl bu kadar zevk alabilirdi?
"Bugün için heyecanlı mısın?" Eleanor yerinde duramayarak bana döndü ve soru sormama bile fırsat vermeden açıklamaya koyuldu.
"Bugün ilk kadavramızı göreceğiz!" Ellerini çırptı, daha sonra bal rengi gözlerini kapatarak
"İnanılmaz heyecanlıyım.." diye fısıldadı. Onun heyecanı bir anda bana da bulaşmıştı. Güldüm ve
"İnanılmaz olmasa da heyecanlıyım!" dedim. İnanılmaz değil çünkü Şeytan her gün ceset görüntülerini ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu bana. Şimdi ise labaratuvarın bir köşesine geçmiş ellerini ovuşturuyordu. Bir anda yanımda biterek ensemdeki tüylerin diken diken olmasına sebep oldu.
"İyi ki tıp okuman için ısrar etmişim..." ısrar falan etmemişti. Ailem ısrar etmişti; Şeytan gitmeyeyim diye aklıma bin bir türlü saçma düşünce sokmuştu.
Şizofreni kafamda binlerce kişiyi barındırdığı gibi mükemmel bir zeka da bahşetmişti. Normal koşullarda bu şizofreni hastalığını insanlardan uzakta atlatmam daha iyiydi. Ama babam insanların arasına karışarak daha iyi olduğumu savunup; beni insanların arasına karıştırmaya çalışıyordu. Sınıftan kimse şizofren olduğumu bilmiyordu.
"Amy kadavra görmek istemiyorum." ses labaratuvar masasının altından geliyordu. Bu sesi çok iyi tanıyorum. Eleanor'a çaktırmadan -ki şu an çok heyecanlı olduğundan gözü kimseyi görmüyordu- masanın altına göz attım. Küçük, dizlerini kendine çekmiş başını dizlerine yaslamıştı.
Kalemimi yere attım ve beceriksizce "tüh" diyerek masanın altına eğildim. Onların başka boyutta olduklarını biliyorum. O yüzden kıyamıyorum onlara. En çok da Küçük'e kıyamıyorum. Hep çok kırılgan olmuştur. Elimi yavaşça Küçük'e uzattım. Onun elini tutacakken bir anda bileğimi tutan soluk siyah renkli uzun tırnaklı eli görünce ufak bir çığlık atarak yere düştüm. Eleanor ve sınıftaki diğer insanlar şaşkınca bana bakıp iyi olup olmadığımı soruyorlardı ama benim tek gördüğüm Küçük kılığına girmiş Şeytan'ın, büyüyüp kahkahalar atarak tekrar biçimsiz siyah rengine dönüşüydü.
"Amelia? İyi misin? Ne oldu?"
"Böcek." dedim suratımı ifadesiz tutmaya çalışarak. Ellerimden tutup beni kaldırdılar.
Gerçekten bunun neyinden zevk alıyordu ki? Bayan Evans derse girmişti ve Şeytan hala gülmeye devam ediyordu.
"Kapa çeneni." diye mırıldandım dişlerimin arasından.
"Bütün dikkatinizi buraya vermenizi istiyorum. Eğer kendinizi kötü hissederseniz çıkmakta özgürsünüz. Ama alışmanız açısından kendinizi tutabildiğiniz kadar tutmanız kanaatindeyim. Hadi gidelim!" Bayan Evans neden bu kadar heyecanlıydı ki? Zaten her gün görüyordu. Onun içinde de minik bir Şeytan olduğuna eminim. Ceset göreceği için bu kadar sevinmesinin başka bir açıklaması olamaz.
Zaten sınıflarımız zemin kattaydı. Bir kat daha aşağıya indik. Üst katlardaki lila rengini yerine soğuk alüminyum duvarlara bırakmıştı.
"Biraz ürkütücü.." diye fısıldadım Eleanor'a. O ise nutku tutulmuş halde başını sallamakla yetindi.
Girdiğimiz odada bir sürü çekmece vardı. İçlerinde kadavralar olduğunu varsayıyordum. İçlerinde yatan bedenleri düşündükçe tüylerim diken diken oluyordu. Nasıl ölmüşlerdi? Ne zaman ölmüşlerdi? Onları seven insanlar onların kadavra olarak kullanılmasına nasıl tepki vermişlerdi? En iyisi düşünmemek.
"Çocuklar.. Siz biraz burada bekleyin asistanımı çağırıp geleceğim. Burada telefon çekmiyor malum.." yüzünde sıcak bir gülümseme ve aynı ilginç heyecanla soğuk odadan çıktı.
Bayan Evans çıkar çıkmaz, sınıfın sürekli konuşan hiperaktif çocuğu, David ellerini minik soğuk çekmecelerde gezdirmeye başladı.
"Hangisini açalım?" buğday tenine yakışan beyaz dişlerini göstererek korkmadığını kanıtlamaya çalışıyordu. Paige, David'in eline vurdu ve
"Bir kere de akıllı bir hareket yap David.." hepimiz bu cümleye gülerken David biraz bozulmuştu. Ama tabiki de bu David'i durdurmadı. Bu kez de başka bir şey ortaya attı.
"Burdan başka bir sürü oda vardı. Bence gruplara ayrılıp oraları gezelim.. artık bu okulun üyeleriyiz. İstediğimiz yere girip çıkabiliriz. Ki bu bizim en büyük hakkımız." Olamaz... Bu çocuğun aklı nasıl işliyor? Eleanor'un da David'den aşağı kalır yanı olmadığı için heyecanla kendini ortaya attı ve kahverengi buklelerini elleriyle çekiştirerek
"Harika bir fikir! Hadi gidelim!" Oh olamaz.. Bütün hiperaktifleri bu sınıfa koymuşlar sanırım.
"Dur.. çekiştirme!" Eleanor bana konuşma fırsatı vermeden elimden tutup başka bir odaya girdirmişti bile. Bu oda diğerinden biraz daha farklıydı. İç kısmında bir kapı daha vardı. Genel oda ise biraz daha labaratuvarı andırıyordu. Eleanor sağ tarafta bulunan beyaz tezgahın üzerindeki aletleri inceliyordu. Sol tarafta yine minik alüminyum çekmeceler vardı. Ve tam karşıda da diğer oda. Eleanor kendi kendine, bulduğu aletleri yorumluyordu. Sakince karşıdaki odaya yürümeye başladım. Bir yandan da Eleanor'a onay veren sesler çıkarıyordum.
Odanın kapısını biraz daha araladım. İçeriye ışık gelse de hala karanlıktı. Elimi duvara atarak düğmeyi bulmaya çalıştım ama sanırım daha ilerideydi. Karanlığa doğru bir adım atarak tekrar düğmeyi bulma çabasına girdim. Gerçekten; bir odanın düğmesini bu kadar ileriye koymakta ki amaç ne? Bir adım daha ilerledim. Evet işte burada! Düğmeye basarak ışığı açtım. İçerisi yeşil örtülerle doluydu. Odanın ortasında duran sedyeyi görmezden gelmeye çalışarak odada gözlerimi gezdirdim. Bir EKG monitörü vardı. Evet bu güzel. Demek ki sedyede yatan insan bir zamanlar canlıydı.. bu durumlarda beynimin bu kadar yavaş çalışması beni delirtiyordu. Daha ne kadar delirebilirsem tabi...
"Amelia! Kapı!" Arkama dönmemle kapının üstüme kapanması bir oldu. Hemen kapının koluna yapıştım. Şu an da kilitlenmiş olamaz!
"Eleanor! Yardım et!"
Yorumlar
Yorum Gönder